Kardeş Kalemler

Dil Araştırmaları

Kalemdaş

Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi

AYB - Edebiyat Akademisi

Uluslararası Kaşgarlı Mahmud Hikâye Yarışması

Bengü Yayıncılık

Türk Dünyasında Edebiyat Adamı Ödülleri

 

Büyük Çanakkale Zaferi

Yakup Ömeroğlu

 

Bu ay Büyük Çanakkale Zaferinin 102. yıl dönümünü yaşayacağız. Bazı arkadaşlar bu yıl dönümleri için  “idrak edeceğiz” ifadesini kullanıyorlar. Ne güzel bir ifade tarzı değil mi? Çanakkale Zaferi gerçekten de idrak etmeye ihtiyacımız olan büyük bir hadise. Tarihte hiçbir savaş yoktur ki, kendinden sonraki tarihi Çanakkale Savaşı kadar çok etkileyebilmiş olsun. Belki de idrâklere sığmayacak kadar büyük bir zafer olduğu için anlamakta zorlanıyoruz.  Büyük hadiselerin yıl dönümleri, onlar hakkında yeniden düşünmek için bize bir imkan sunmakta değil midir?

Malumunuz Çanakkale Zaferinin yıl dönümü olarak kutladığımız 18 Mart tarihi aslında Çanakkale Deniz Zaferinin yıl dönümüdür.  Daha büyük harp yeni başlamıştır bile denilebilir. Henüz 25 Nisan Gelibolu Savaşları, 6 Ağustos Arıburnu ve 9 Ağustos Anafartalar savaşları yaşanmamıştır. Geride 19. Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, 57. Alaya Conk Bayırında verdiği emirle destanlaşan her biri birbirinden önemli savaşlar vardır. İngilizlerin, sessizce kaçıp gidecekleri 9 Ocak 1916 tarihine daha 9 aydan daha fazla bir süre vardır. Ama durum böyle iken 18 Mart’ı biz Zaferin yıl dönümü olarak kutluyoruz. Çünkü bu zafer yenilemez denilen İngiliz Donanmasına, yanında Fransız donanmasının desteği de olduğu halde “Çanakkale Geçilmez” dediğimiz gündür.

Çanakkale Zaferi, yalnızca düşmanı ters yüz ettiğimiz bir zafer değil, 1. Dünya Savaşının sonucunu ilan ettiğimiz olaydır.

Birinci Dünya Savaşı için iki bölüm vardır: Çanakkale öncesi ve sonrası.

Çanakkale dünya savaşının sonucunun belirlendiği yerdir.

Çanakkale, yalnızca savaşın sonucunun değil savaş sonrasında kurulacak dünya düzenin şekillendiği yerdir.

Çanakkale Zaferi için yeni övgüler bulmaya çalıştığım zannedilmesin. Çanakkale şehitleri için Aziz Akif’imizin dediği, “sana aguşunu açmış duruyor peygamber” ifadesinden daha güzel bir söz bulunamaz. Biz sadece Çanakkale Zaferini anlamaya çalışırken vardığımız sonuçlar bunlar.

Batılı kaynakları fazla okuyup kendi tarihinden az haberdar olan bazı yeni yetme tarihçilerimiz, Birinci Dünya Savaşını Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki bir savaş olarak değerlendirip Osmanlıyı da kazara bu savaşa bulaşan bir devlet olarak değerlendirme eğilimindeler. Bismark’ın Almanya yönetiminden uzaklaştırılması, yeni imparatorun politikaları ile bir yönüyle Birinci Dünya Savaşı Avrupalı ülkelerin kendi aralarındaki bir hesaplaşmadır. Ama bu durum asla, savaşın en önemli unsurlarından birinin de Osmanlı topraklarının paylaşılması olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu noktada savaşı başlatan ilk kurşun, kabul edilen Avusturya veliahtı Arşüdük Ferdinant’ın öldürülmesi hadisesi bile Osmanlının çekildiği balkanlarda Avusturya-Rusya hâkimiyet mücadelesinden dolayı atılmamış mıdır? Yani daha savaş başladığı anda bile Osmanlı ülkesinin paylaşımı kavgası vardı.

Bu paylaşım İngiltere, Fransa ve Rusya arasında gizli anlaşmalarla çoktan yapılmıştı bile. Hani şu “Osmanlı savaşa girse mi, girmese mi idi” tartışmaları abestir, akla ziyandır. Başka ülkeler savaşın çıkış sebepleri ile ilgili ciltlerle on binlerce sayfa belge yayınlarken, bizim tarihçilerimizin Enver Paşa’nın Yavuz ve Midilli’ye bayrak çektirmesi ile meseleyi izahları, araştırmacılarımızın üstün zekâlarının muhteşem ürünüdür.  Dünya tarihçiliğinde bir örneği daha yoktur, ödüllendirilmelidir?!!.

Osmanlı toprakları paylaşılmıştır, en önemli parça İstanbul ve boğazlar ise Ruslara verilmektedir. Gizli anlaşmalarla tespit edilen bu durumu, Ruslar Çanakkale Savaşı başladığı zaman İngilizlere bir nota vererek yeniden teyit ederler. İngiliz donanması savaşa hazırlanırken Fransızların da katılma ısrarları, bu önemli paylaşımda oyuna gelip denklem dışı kalmamak içindi.  Ruslar, İngilizlere daha önce verdikleri sözü hatırlatıp, aman bir yanlışlık olmasın İstanbul ve boğazlar Rusya’nın olacak diye yeni teyit istiyorlardı. Rusya’nın yüzyıllardır hayal ettiği an yaklaşıyordu: İstanbul kendilerinin olacak ve sıcak denizlere ineceklerdi.

Bu önemli durumu bir kenara not edip Çanakkale Savaşına geri dönelim.

Çanakkale Savaşı ile ilgili ilk planları W. Churchill, Birleşik Krallık Savaş Konseyine Eylül 1914’de sunar. Bu durumu Alman istihbaratı da, Osmanlı da haber alır. Çanakkale’ye gelmeye hazırlanırlar. Kararın kesinleşmesi çok sürmez.

İngiliz planlarından haberdar olan Osmanlı veya hadi daha açık yazalım Enver Paşa iki önemli hamle geliştirir: Birincisi Sarıkamış Harekâtı diğeri Süveyş Kanalı Harekâtı.

Bir kaplan gibi hiç beklenmedik bir anda yerinden fırlayarak Osmanlı askeri, Sarıkamış’ta, Rus ordusunun gırtlağına yapışır. Tarih 22 Aralık 1914,  yani Çanakkale Savaşının başlamasından tam 60 gün önce, Osmanlı, Rus ordusunu vurur. 70 bin askerle gittiğimiz cephede 90 bin şehit verdiğimiz, hem de tek kurşun atamadan şehit verdiğimiz, ödüllü tarihçi! tespitlerini en azından, bu yazıyı okuyup bitirene kadar bir kenara bırakın. Bizim kaybımız büyüktür ama Rus ordusu da 30 binin üzerinde kayıp verir. Çar İngilizleri, ellerini çabuk tutmaları için bir mektupla Çanakkale’ye davet eder. Çünkü İngiliz donanmasının hazırlıklarından o da haberdardır.

Sarıkamış harekâtı gibi beklenmedik bir hamle de Akdeniz’de yapılır. Çanakkale Savaşı başlamadan yalnızca 17 gün önce Türk askeri, Süveyş Kanalında İngiliz ve Fransız donanmalarını vurur.  Böylelikle düşman kuvvetlerinin önemli bir kısmını, Çanakkale önlerine gelmekten alıkoyar. Çanakkale’ye hiç değilse daha fazla düşman gemisinin gelmesi böylelikle engellenmiş olur.

Şimdi, asırlardır sıcak denizlere inmek arzusunda olan ve büyük gayretlerle İngiliz ve Fransızları buna ikna etmiş olan, savaş sonunda İstanbul ve boğazları almak arzusu ile yanıp kavrulan Çarlık Rusya’nın askerleri, gemileri, orduları neden Çanakkale’ye gelmediler. Bir düşünsenize Türk Ordusu, Çanakkale’de düşmanla boğaz boğaza tutuşmuşken, liseli öğrencilere varıncaya kadar, Osmanlı tüm gücünü cepheye sürmüşken İstanbul sahillerine, 10 bin Rus askeri çıkartma yapsaydı ne olurdu? Onları kim durdurabilirdi.  Neden gelemediler? Bu sorunun cevabını Sarıkamış’ta aramak gerekir. Sarıkamış’ta biz Çanakkale Zaferini kazandık. Kanal Harekâtında biz Çanakkale Savaşını kazandık. Hatta Sarıkamış ve Süveyş Kanal Harekâtlarını bağımsız cepheler gibi değil, tıpkı Gelibolu gibi, Arıburnu gibi tıpkı Anafartalar gibi Büyük Çanakkale Savaşının cepheleri gibi değerlendirmek vakti gelmedi mi?

Evet Türk Ordusu, Sarıkamış’ta 60 bine yakın şehit verdi ama Çarın ordusunu öyle bir felç etti ki, Çanakkale Savaşında İstanbul önlerinde görünemediler bile.

Çanakkale’de Türk’ün zaferi görünmeye başlayınca, dünya dengelerinde ilk değişiklik Bulgaristan’ın bizim yanımızda savaşa girmesi oldu. Bulgaristan’ın bu tavrıyla 29 Ekim 1915’de İstanbul ile Almanya arasında demiryolu irtibatı mümkün hale geldi.

Çanakkale Savaşından sonra W. Churchill, görevinden alındı, tenzili rütbe yapıldı. Savaş yanlısı Liberal İngiliz hükümeti görevden uzaklaştırıldı. Yerine her siyasi hareketin temsil edildiği mutabakat hükümeti kuruldu.

Çanakkale Savaşından sonra en keskin değişiklik ise Rusya’da oldu. Müttefiklerinin yardımlarından mahrum kalan Rusya’da ekonomik ve siyasî kriz yükseldi. Son İngiliz askerinin Çanakkale’den ayrılmasından sadece 13 ay sonra Rus Çar hanedanı Romanovlar da tahtlarına veda ettiler. Şubat devrimi ile yetkiler geçici hükümete devredildi.

Rus Çarının tahtını kaybetmesinden yaklaşık 8 ay sonra gerçekleşen Ekim devrimi ile Rusya “Savaştan ve içinde bulunduğu emperyalist bloktan çekildiğini” açıkladı. Artık dünyada dengeler tamamen alt üst olmuştu. Gizli anlaşmalarla Rusya’ya bırakılan Osmanlı toprakları ne olacaktı? Bu topraklarda İngiltere en çok kendine hak görüyordu. Nitekim Mondros Mütarekesinden hemen sonra türlü bahanelerle geldiği İstanbul ve Çanakkale işgallerine en çok eski müttefikleri itiraz edecekti. Fransız hafızası, Napolyon’un “İstanbul’a hakim olan dünyaya hakim olur” sözünü henüz unutmamıştı. Elbette, bu işgalden en çok rahatsız olan ülke ise Rusya idi.

            Yani Çanakkale’de Seyit Onbaşının topun ağzına sürdüğü mermi, yalnızca İngiliz savaş gemisi Ocean’i vurmadı, aynı zaman da Osmanlıya karşı kurulmuş gizli ittifakı da vurdu. Nusrat Mayın Gemisinin döşediği mayınlara çarparak denizin dibini boylayan yalnızca savaş gemileri değil,  emperyalistlerin dünya düzeni planlarıydı.

            Büyük Çanakkale Zaferinin 102. Yıl dönümünde bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

            Nur içinde yatsınlar!

 

 

Has Bahçe Edebiyat Sohbetleri

Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Hikaye Yarışması
 

Copyright © 2017 Avrasya Yazarlar Birligi. All Right Reserve.
AYB Türk Dünyası Yazarlar Birliği üyesidir.